Hipertansiyon, kanın damar duvarına yaptığı basıncın normalden yüksek olması durumudur. Halk arasında yüksek tansiyon olarak bilinir. Kalp her atışında kanı vücuda doğru pompalar; kan damarların içinde ilerlerken damar duvarına bir basınç uygular. İşte tansiyon dediğimiz şey bu basınçtır. Bu basınç gereğinden yüksek olduğunda, hem damarlar hem de kalp uzun süre fazladan yük altında çalışır.
Tansiyon iki sayıyla ifade edilir. Üstteki sayı sistolik tansiyondur; kalbin kanı pompaladığı andaki basıncı gösterir. Halk arasında “büyük tansiyon” denilen budur. Alttaki sayı ise diyastolik tansiyondur; kalbin iki atış arasında dinlendiği andaki basıncı gösterir. Buna da “küçük tansiyon” denir. Yani 130/80 dendiğinde, 130 sistolik, 80 diyastolik tansiyonu ifade eder.
Tansiyon kaç olmalı?
Erişkin bir kişide normal tansiyon değeri 120/80 mmHg’nin altıdır. 120-139 / 70-89 arası değerler “yükselmiş tansiyon” olarak değerlendirilir; henüz hipertansiyon değildir ama izlenmesi ve risk değerlendirmesi yapılması gerekir. 140/90 ve üzeri ise hipertansiyon olarak kabul edilir.
Tek bir ölçümün yüksek çıkması hipertansiyon tanısı koymak için yeterli değildir. Heyecan, koşturmaca, kahve içmiş olmak ya da muayeneye yeni gelmiş olmak tansiyonu geçici olarak yükseltebilir. Bu yüzden tanı için farklı zamanlarda ve farklı koşullarda yapılan birkaç ölçüm gerekir. Bazı hastalarda 24 saatlik tansiyon takibi de istenir. Bu takipte hastanın koluna takılan küçük bir cihaz, gün boyunca belirli aralıklarla ölçüm yapar. Böylece sadece muayenede yüksek çıkan ama gün boyu normal seyreden tansiyonlar ile sürekli yüksek olan tansiyonlar ayırt edilir.
Neden olur?
Hipertansiyonun nedeni hastaların büyük çoğunluğunda tek bir sebebe bağlanamaz. Bu duruma birincil hipertansiyon denir. Yaş ilerledikçe damarlar sertleşir, esnekliğini kaybeder. Genetik yatkınlık, kilo, beslenme alışkanlıkları, hareketsiz yaşam ve stres bir araya gelerek tansiyonun zaman içinde yükselmesine yol açar.
Daha küçük bir grup hastada ise altta yatan belirgin bir sebep vardır. Buna ikincil hipertansiyon denir. Böbrek hastalıkları, böbrek damarlarındaki darlıklar, bazı hormon bozuklukları, uyku apnesi (uyku sırasında solunumun tekrarlayan duraklamaları) ve bazı ilaçlar tansiyonu yükseltebilir. Genç yaşta, ani başlayan ya da çok yüksek seyreden tansiyonlarda bu nedenler aranır.
Beslenmede aşırı tuz tüketimi, fazla alkol, sigara, hareketsizlik ve fazla kilo tansiyonu yükselten başlıca yaşam tarzı etkenleridir. Kronik stres de damar duvarına etki ederek tansiyonun artmasına katkıda bulunur.
Belirtileri nelerdir?
Hipertansiyonun en sinsi tarafı çoğu zaman belirti vermemesidir. Bu yüzden “sessiz hastalık” olarak da anılır. Hasta kendini son derece iyi hissedebilirken tansiyonu yıllarca yüksek seyrediyor olabilir. Bu süre içinde damarlarda, kalpte, beyinde ve böbreklerde sessiz sessiz hasar birikir.
Yüksek tansiyonunu belirti verdiği hastalarda en sık şikayetler ense kökünde ağırlık hissi, baş ağrısı (özellikle sabahları), kulakta uğultu, baş dönmesi, görme bulanıklığı ve burun kanamasıdır. Ancak bu belirtiler genellikle tansiyon çok yükseldiğinde ortaya çıkar. Yani belirti olmaması “tansiyonum normal” anlamına gelmez. Tek güvenilir yol ölçüm yapmaktır.
Bu nedenle 40 yaş üzerindeki herkesin yılda en az bir kez tansiyonunu ölçtürmesi önerilir. Ailesinde hipertansiyon olan, kilolu, sigara içen ya da şeker hastası olan kişilerde bu kontrol daha sık yapılmalıdır.
Tehlikesi nedir?
Hipertansiyon, tedavi edilmediğinde ciddi sonuçlara yol açar. Damarların sürekli yüksek basınç altında çalışması, içlerinde yavaş yavaş yıpranmaya neden olur. Bu yıpranma damar sertleşmesini hızlandırır ve damarlarda tıkanıklığa zemin hazırlar.
Yüksek tansiyon, kalp krizi ve felç riskini belirgin biçimde artırır. Kalp uzun süre yüksek basınca karşı çalıştığında kalp kası kalınlaşır ve zamanla pompalama gücü zayıflar. Bu durum kalp yetersizliğine kadar gidebilir. Böbreklerde ince damarların hasarlanması böbrek yetersizliğine yol açabilir. Gözdeki damarlarda hasar görme kayıplarına neden olabilir.
İyi haber şu: Hipertansiyon kontrol altına alındığında bu risklerin büyük bölümü düşer. Düzenli takip ve uygun tedaviyle hastalar uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilir.
Tanı nasıl konur?
Tanı, farklı zamanlarda ve doğru yöntemle yapılan tansiyon ölçümleriyle konur. Muayenehanede yapılan ölçümlerin yanı sıra ev ölçümleri de değerlendirmenin önemli bir parçasıdır. Bazı kişilerde tansiyon sadece doktor karşısında yükselir; buna beyaz önlük etkisi denir. Bazı kişilerde ise tam tersi olur, muayenede normal görünen tansiyon ev ölçümlerinde yüksek çıkar. Bu yüzden ev ölçümleri çok değerlidir.
Tanı konduktan sonra hastanın genel sağlık durumu da değerlendirilir. Kan tetkikleri, idrar tetkikleri, EKG ve gerektiğinde ekokardiyografi yapılır. EKG, kalbin elektriksel etkinliğini bir kayda dönüştüren basit ve ağrısız bir testtir. Ekokardiyografi ise ses dalgalarıyla kalbin yapısını gösteren bir görüntüleme yöntemidir. Bu testler, hipertansiyonun kalbe verdiği etkiyi değerlendirmek için kullanılır.
Evde tansiyon ölçümü doğru nasıl yapılır?
Yanlış ölçüm yanlış tedaviye yol açar. Bu yüzden ev ölçümlerinde dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Ölçüm öncesi en az beş dakika sessizce oturulmalıdır. Ölçümden önceki yarım saatte sigara, kahve ve çay içilmemeli, ağır egzersiz yapılmamalıdır.
Ölçüm sırasında sırt desteklenmiş, ayaklar yere düz basıyor olmalıdır. Bacak bacak üstüne atılmamalıdır. Manşet (cihazın kola sarılan kısmı) doğrudan cilde ya da ince bir giysinin üzerine sarılmalıdır. Kalın bir kazak üzerinden ölçüm yanlış sonuç verir. Manşet kalp seviyesinde, yani göğüs hizasında olmalıdır. Ölçüm sırasında konuşulmamalı, telefon kullanılmamalıdır.
İlk ölçüm her zaman ikincisinden bir miktar yüksek çıkar. Bu yüzden iki ya da üç kez arka arkaya, aralarına bir-iki dakika koyarak ölçüm yapmak ve ortalamayı dikkate almak doğrudur. Tansiyon ölçümleri tercihen sabah kalktıktan sonra ve akşam yatmadan önce yapılmalı, bir deftere ya da telefon uygulamasına kaydedilmelidir. Bu kayıtlar hekim için çok değerli bilgilerdir.
Koldan ölçüm yapan cihazlar bilekten ölçüm yapanlara göre daha güvenilirdir. Bilek aletleri kullanılacaksa kol kalp hizasında tutulmalıdır.
Tedavi yaklaşımı
Hipertansiyon tedavisi iki ana ayak üzerinde yürür: yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavisi. Bu iki yaklaşım birbirinin alternatifi değildir; çoğu hastada birlikte uygulanır.
Yaşam tarzı değişiklikleri her hipertansiyon hastası için temel basamaktır. Tuz tüketiminin azaltılması en önemli adımlardan biridir. Günlük tuz alımının 5 gramı, yani yaklaşık bir çay kaşığını geçmemesi önerilir. Burada sadece yemeğe eklenen tuz değil, hazır gıdalardaki gizli tuz da hesaba katılmalıdır. Salam, sucuk, sosis, hazır çorba, cips ve turşu gibi yiyeceklerde yüksek miktarda tuz bulunur.
Düzenli fiziksel aktivite tansiyonu düşürür. Haftada en az 5 gün, 30 dakikalık tempolu yürüyüş çoğu hasta için iyi bir başlangıçtır. Yüzme ve bisiklet de uygundur. Aşırı yorucu spor yerine düzenli ve orta yoğunlukta egzersiz daha yararlıdır.
Fazla kilonun verilmesi tansiyonu belirgin biçimde düşürür. Birkaç kilo verilmesi bile değerlerde fark yaratır. Sigaranın bırakılması, alkol tüketiminin azaltılması ve stresin yönetilmesi de tedavinin önemli parçalarıdır. Sebze, meyve, tam tahıl ve baklagil ağırlıklı beslenme tansiyon kontrolüne katkı sağlar. Hipertansiyon hastaları nasıl beslenmeli yazısını buradan okuyabilirsiniz.
İlaç tedavisi hastaların büyük bölümünde gereklidir. Yaşam tarzı değişikliklerine rağmen tansiyon hedefe ulaşmıyorsa ya da başlangıçtaki değerler çok yüksekse ilaç başlanır. Hipertansiyon ilaçları farklı gruplara ayrılır ve her grup farklı bir mekanizmayla etki eder. Bazı ilaçlar damarları gevşetir, bazıları kalbin çalışma yükünü azaltır, bazıları ise vücuttan fazla sıvı atılmasını sağlar. Hangi hastaya hangi ilacın uygun olduğu kararı; yaş, eşlik eden hastalıklar ve tansiyonun seyrine göre verilir. Bazı hastalarda tek ilaç yeterli olurken, bazılarında iki ya da üç farklı ilacın birlikte kullanılması gerekebilir.
İlaç tedavisinin en önemli kuralı düzenliliktir. Tansiyon ilaçları hastaya kendini iyi hissettirmek için değil, uzun vadede kalp ve damar sağlığını korumak için verilir. Yani belirti olmaması ilacın gereksiz olduğu anlamına gelmez. İlacı kendi başına bırakmak ya da dozunu değiştirmek ciddi sonuçlara yol açabilir.
Yaşam boyu ilaç kullanmak şart mı?
Bu soru hastaların en sık sorduğu sorulardan biridir. Cevap kişiye göre değişir. Birincil hipertansiyonu olan ve yaşam tarzı değişiklikleriyle yeterli düşüş sağlayamayan hastaların büyük bölümünde ilaç kullanımı uzun yıllar boyunca devam eder.
Ancak bazı hastalarda kilo verme, tuzu azaltma ve düzenli egzersizle tansiyon belirgin biçimde düşer ve ilaç dozu azaltılabilir, hatta nadiren kesilebilir. Bu karar tamamen hekime aittir. İkincil hipertansiyonu olan hastalarda altta yatan sorun çözüldüğünde tansiyon normale dönebilir; bu durumda ilaç tedavisi sonlandırılabilir.
Hangi durumlarda hekime ulaşılmalı?
Tansiyon ölçümünde 180/120 üzerinde değerler görüyorsanız ve bu değerlere baş ağrısı, görme bulanıklığı, göğüs ağrısı, nefes darlığı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden acil servise başvurmalısınız. Bu tablo acil tedavi gerektirir.
Düzenli ilaç kullanan biri için tansiyon değerlerinin alıştığından farklı seyretmeye başlaması, sık sık çok yüksek ya da çok düşük çıkması da kontrol gerekçesidir. Yeni başlayan baş ağrısı, ani gelen baş dönmesi ve göğüs sıkışması da hekime başvurmayı gerektirir.
Sık Sorulan Sorular
Stres tansiyonu yükseltir mi
Evet, stres tansiyonunuzu geçici olarak yükseltebilir. Stresli anlarda vücudunuz adrenalin ve kortizol gibi hormonlar salgılar. Bu hormonlar kalp atış hızınızı artırır ve damarlarınızı geçici olarak daraltır. Sonuç olarak tansiyonunuz yükselir.
Kısa süreli stres normalde zararlı değildir. Ancak sürekli veya yoğun stres altında kalmak, tansiyonunuzu kronik olarak etkileyebilir ve uzun vadede kalıcı yüksek tansiyona yol açabilir.
Stresli olduğumda hangi belirtileri yaşayabilirim
Strese bağlı tansiyon yükseldiğinde kalp çarpıntısı, baş ağrısı, göğüs sıkışması, terleme ve nefes darlığı gibi belirtiler yaşayabilirsiniz. Bunlara ek olarak yoğun kaygı, sinirlilik ve uyku sorunları da görülebilir.
Anlık stres yükselişleri genellikle geçicidir. Ancak sürekli stres altındaysanız bu belirtiler daha sık ortaya çıkabilir.
Tansiyon neden aniden yükselir
Ani tansiyon yükselmesinin birçok nedeni olabilir:
- Ani ve yoğun stres
- İlaçları atlamak veya yanlış kullanmak
- Aşırı tuz tüketimi
- Aşırı alkol veya kafein alımı
- Şiddetli ağrı
- Uyku apnesi atakları
- Altta yatan kronik bir hastalığın kötüleşmesi
Ani tansiyon yükselmesinde ne gibi belirtiler olur?
Tansiyonunuz aniden yükseldiğinde şu belirtileri yaşayabilirsiniz:
- Şiddetli baş ağrısı
- Baş dönmesi
- Görmede bulanıklık
- Burun kanaması
- Mide bulantısı
- Kulak çınlaması
- Aşırı terleme
- Ani halsizlik
- Göğüs ağrısı
Bu belirtileri yaşıyorsanız acil müdahale gerekebilir. Hemen sağlık kuruluşuna başvurun.
Dirençli hipertansiyon nedir
Üç veya daha fazla tansiyon ilacı kullanmanıza rağmen tansiyonunuz hedef değerlere ulaşmıyorsa dirençli hipertansiyon olabilir.
Bu durumda doktorunuz altta yatan başka nedenleri araştırır. Uyku apnesi, böbrek damarlarında daralma veya adrenal bez tümörleri gibi durumlar kontrol edilir.
Ayrıca ilaçlarınızı düzenli kullanıp kullanmadığınız ve yaşam tarzı alışkanlıklarınız yeniden değerlendirilir. Bazen ilaç dozları değiştirilir veya farklı ilaç kombinasyonları denenir.
Tansiyon 14/10, 15/10, 16/10 veya 17/10 olursa ne olur?
Bu değerler yüksek tansiyon sınırları içindedir. Tek ölçümle tanı konulmaz. düzenli takip gerekir. Bu seviyelerde tansiyon uzun süreli kalırsa kalp, beyin ve böbrek gibi organlarda hasar riski artar. Mutlaka hekime başvurulmalıdır.
Referans: Hypertension